negolen


Yorumcu.com hizmetidir

Günlük burçlar

Yorumcu.com hizmetidir

ben ben

BEN VE BEN

 

ben yalnız gelmedim dünyaya

ama çok yalnızım dünyada...

savaştım durmadan savaştım

dünde bugünde belki yarında...

 

bendim o topraklarda yaşayan,

bendin o toprakları eliyle sulayan

dağlar, ovalar, çayırlar benimdi

ama ben yatamıyorum altında...

 

korkusuzdum herzaman

uykusuzdum çoğu zaman

gözlerimle eritirdim kafdağının karını

ama gün geldi ben eridim

 

ben yalnız gelmedim dünyaya

ama yalnız gideceğim korkarım

yinede feryadım yankılanırsa

o dağlar benim sayacağım

 

                                                   derya

19:47 - 25/1/2007 - yorum {1} - yorum yaz

adige xabze toplumunu bütünleştiren ve birarada tutan......

Yazar OseTHaN   
Friday, 26 May 2006

HALKIN TUTKALIDIR XABZE

Adige xabze toplumumuzu bütünleştiren  ve bir arada tutan en önemli ortak noktamızdır.

Dikkat ederseniz ‘Adige’ sözcüğünün  bir parçası haline gelmiş  ve bu söz ile birlikte anılan pek çok kelime var dilimizde :

Adige nemıs , Adige nape , Adige psalhe ,Adige wune , Adige faşşe , Adige şhinığue , Adige uk|ıte , Adigeş , ...vb

Adige wune sözcüğünün anlamı içerisinde oturulan ev,bina demek değildir sadece.Bu sözcüğün asıl anlamı o evde içtenlik ,dostluk,misafirperverlik,saygı ,insanlık gibi pek çok değerin bir arada bulunabileceğini anlatır.

Adige nape Bu sözcük yine kişinin görünüşünü,güzelliğini anlatmaz anlam olarak;utanacağı şeyleri geleneğe aykırı şeyler, ahlaka aykırı şeyleri yapmamış olmak,toplumda sevilen sayılan insan olmak kastedilir bu söz ile.

Adige faşşe sadece etimizi örten, alelade giysi anlamından öte güzelliği,zerafeti ve asaleti ifade eder.Bu giysiyi taşıyanın asil,zarif dürüst ve örnek insan olması,taşıdığı kıyafeti yaratan kültürü hakkıyla temsil etmesi beklenir.

Adigel|ı  sadece Adam manasına gelmez,dürüstlük,yiğitlik,samimiyet,sözünün eri olmak,ahlaklı olmak,vicdan sahibi olmak anlamlarını taşır.

Adige bzılxhuğe  Kadının geleneğimizdeki yeri nedeni ile en önemli sözcüklerden birisidir dilimizde.O halkımızın geleneğini taşıyan yaşatan,bizlere öğreten Annedir ,sevimli  saygılı  kızkardeştir,ilgili özenli sevecen eştir,soyumuzu devam ettiren köktür , güzelliği dünyaya nam salmış temizliğin asaletin maharetin nezaketin sembolüdür.

Adige wunağue içerisinde her ne kadar karar erkeğe ait olsa da ailenin temeli danışmaktır.

O nedenle ailede erkeğin görevi de kadının görevi net bir biçimde belirlenmiştir.

Kadının iğne-ipliğine , tenceresine,tabağına, ocağına  buna benzer kadın işlerine erkek karışırsa, kadın da erkeğin işlerine müdahale etmeye kalkarsa o zaman ailede huzur olması mümkün değildir.

Ailede baba çocukların her açıdan örnek aldığı kişidir, onların gözü önünde ailede kavga olursa,ailede düzensizlik ve kargaşa hakim olursa,ailede birbirine saygı yok olursa o çocuklardan ne cemiyete ne aileye bir yarar gelmez.

Maddi açıdan sorunlar olsa bile ailede huzuru olan, güçleri yettiğince ellerindekini başkaları ile paylaşabilen , cemiyet ile iyi ilişkiler kurabilen  ailelerden sağlıklı çocuklar yetişir. Böyle nesiller yetiştirebilmek  hem aile için hem millet için bir güvencedir.

Bu günkü kadınlarımız  eskiden halkımızın arasında bulunmuş yabancı yazarların anlattıkları kadın  profilinden oldukça farklıdır.Kadınlarımız kendi evinden kendi bahçesinden dışarı çıkıp toplum hayatına gireli ,sanatın bilimin zahmetli yolculuğuna çıkalı oldukça uzun zaman geçti.

Artık ailenin geçimini temin eden kadınlar olduğu gibi erkek ile eşit sorumluluk ve yük paylaşan kadınlar da var,öte yandan devlet te onlardan yana bu konuda.

Fakat şartlar ne kadar değişmiş olsa da Adige ailesinde eskilerden kalan güzel gelenekler ve kadın erkek arasındaki ilişkinin güzel örnekleri bu gün hala muhafaza edilir,devam ettirilir.

Yemık|u  Ateşi dağıtmak,kuş yuvasını ellemek (bozmak),sığırcık veya benzer kuşları vurmak,müjdeli bir haber getiren kişiye hediye vermemek , küçük ve genç kızların bacaklarını ayırarak oturmaları-durmaları,çocuğun elinde kendisine ait olmayan bir eşya gördüğü halde onu nereden aldığını sormamak eve getirtmeden sahibine iade etmesini sağlamamak ve bu konuda çocuğu eğitmemek.(Bu çocuğun hırsızlık yapmamasında ve yalan söylememesinde önemli bir etkiye sahip geleneklerdendi)

Bizim geleneklerimizde yabancı çocuk yoktur.Çocuğu eğitmek bütün çevrenin köyün-mahallenin  aynı derecede  sorumluluğudur.

Evde misafir varken ailenin kendi işlerinden bahsetmesi ayıp sayılırdı,

Misafir ile nizahlaşmak tartışıp iddialaşmak ayıp sayılır.

Misafirin giysileri bile ailenin sorumluluğundaydı.

Misafir olan sofrada ev sahibi hizmet eder misafirin sıkılmamasına mahçup olmamasına özen gösterir.Misafir kalkmadıkça ev sahibi sofradan kalkmaz misafir yemeğini bitirinceye kadar ona eşlik eder.

GELENEĞE UYMAYAN DAVRANIŞLAR

Yurduna halkına ihanet etmek.

Yurduna halkına hizmetten kaçınmak.

Yurdunun halkının tarihini bilmemek.

Halkını ve vatanını kötülemek.

Büyüğünün değerini küçümsemek.

Büyüğün isteğini yerine getirmemek.

Büyüğün yolunu kesmek,onun önünde oturmak.

Yaşlılara yardımdan kaçınmak.

Anneyi incitmek,babaya itiraz etmek.

Akraba ve kardeşlerine karşı soğuk ve ilgisiz davranmak.

Yiyecek konusunda cimrilik etmek.

Yiyeceği beğenmezlik etmek.

Yolda caddede bir şey yemek,sakız çiğnemek.

 

ТОХЪУТЭМЫЩ Ланэ.

Toktamış LANE

Çeviri:Ergün YILDIZ

21:56 - 17/6/2006 - yorum {1} - yorum yaz

cgegg

18:12 - 21/4/2006 - yorum {yok} - yorum yaz

çerkessssssssssssssssss

18:09 - 21/4/2006 - yorum {1} - yorum yaz

18.yy ortalarına kadar adige-rus münasebetleri..(asıv38'den.

Adıgelerin Rusya ile ilişkilerinin, Çar (Korkunç) İvan Vasileviç'in Kabardey Beylerinden Temruko İdar'ın kızı Mariye ile evlenmesiyle başladığını söyleyebiliriz. Olayla ilgili 29 Temmuz 1567 tarihli belge bu ilişkinin en eski belgesi sayılabilir (Persov, 1957: 7).

Kabile olarak Rusya ile ilk ilişki kuran yine Kabardeyler olmuştur. 4 Mart 1711 tarihli belge, Çar I. Petro'nun Kabardeyleri himayesine aldığından ve onları dış düşmanlara karşı koruyacağından söz etmektedir (Persov, 3). Ancak Kabardeyler böyle bir himayeyi ret ederek, 1859'da İmam Şamil'in teslim olmasından sonra bile savaşa devam etmişlerdir.

Adıgelerin Ruslarla yakın ilişkiye geçmeleri 18. Asır başlarına rastlamaktadır. 29 Mayıs 1714'te I. Petro, Hive'ye askeri bir keşif kolu gönderilmesi talimatını vermişti. Bu keşif kolunun yönetimini, kendisinin mürebbisi olan Boris Aleksandroviç Galintsev'in kızı ile evli bulunan ve Hıristiyan olan Prens Aleksander Bekoviç Çerkeskiy'e (asıl adı Davlat Kisden Mirza olup Kabardinli bir Müslüman idi) verdi. Çerkeskiy, 1713'ten beri I. Petro'nun "şark meselesi" danışmanı idi. 28 Eylül 1714'te bu keşif kolu 1900 asker ile Oksus (Amu Derya) istikametinde harekete geçirildi (Hayit, 1995: 45-47).

Nalçikli etnograf A. Ğut'un belirttiğine göre Rusya'nın Kafkasya'ya 1825'ten önce müdahalesi vaki değildir.
Adıge - Rus münasebetleri konusunda Sovyet Bilimler Akademisi'nin '16-17. Yüzyıllarda Kabardey-Rus Münasebetleri' adıyla iki cilt halinde yayınlamış olduğu eser yanında ilk cildini 1998 yılında yayınladığı '16-19. Yüzyıllarda Rusya ve Kuzey Kafkasya' adlı eser kayda değer çalışmalardır (Rossiya, 1998: 101-196).



Batı Kafkasya'nın Avrupa ülkeleriyle münasebetleri

Batı Kafkas kabilelerinin Avrupalılarla münasebetleri, milat öncesinde Greklerin Kuzeybatı Karadeniz sahillerinde önce ticaret, akabinde kolonizasyon faaliyetlerine girişmelerine kadar geriye götürülebilir. Onların ardından aynı konumda Cenevizlileri görmekteyiz.

15. asırda Karadeniz sahilinde yaşayan Çerkesler Cenevizlilere vergi vermemeye ve tüccarlara baskın düzenlemeye başlamışlardı. Sıkça ayaklanmalar baş gösteriyordu. Daha sonra Osmanlılar Ceneviz kolonilerini dağıtmıştır (Naroçnitskiy, 1988: 1/269).

14-15. Asırlarda Kuzeybatı Kafkasya'da Sıvastopol-Sohum arasında 39 Ceneviz kolonisi vardı. Psıj'ın sağında ve Anapa civarında Rum kolonileri vardı. İtalyan kolonileri arasında Cenevizliler azdı. Bunların Kafkas halklarıyla ticari bağlantıları vardı. Satın aldıkları köleler daha çok Tatar, Adıge, Abhaz, Dağıstan vd. kavimlerden idi. Daha çok Müslüman ülkelere (meselâ Mısır'a) götürülür, orduda istihdam edilirlerdi. İtalya'ya, Kırım'a ve diğer Avrupa ülkelerine de götürüldü. Cenevizler kanalıyla bir nebze Avrupa kültürü Kafkas halklarına geçmiş ama, köle ticareti Kafkas halklarının gelişmesine zarar vermiştir. Sağlıklı insanlar esir edilip köle olarak dışarı satılırdı. Acımasızca çalıştırırlar, Katolik mezhebini, Hıristiyanlığı aşılamaya çalışırlardı. Bu sebeple çoğu zaman karşılarına dikilmişlerdir (Naroçnitskiy, 1988: 1/268).

Avrupa'nın Kafkasya politikası menfaat temeline oturuyordu. İnsan hak ve hürriyetleriyle ilgili kaygılar, bir avuç etkisiz hamiyetperver insanın görevi olarak kalmıştı.

7 Temmuz 1864'te Kafkasya'nın tamamıyla işgal edilişinden sonra Karl Marks şöyle yazıyordu: "Rusya'nın Kuzey Kafkasya halkına karşı uyguladığı zecri tedbirler ve Avrupa'nın ahmaklık derecesindeki ilgisizliği ve görmezlikten gelişi, Rusya'nın işini kolaylaştırıyordu. Polonya inkılabının boğulması ve Kuzey Kafkasya'nın işgali 1815'ten bu yana Avrupa için önem arz eden en büyük iki olaydır." (Kafkasya, 1973: 72).

İngiltere Rusya ile düşman olmak istemiyordu. Bir taraftan da ajanlarını göndererek Kafkasya ile ilişkilerini sürdürmeye çalışıyordu. Kafkasyalıların Ruslara karşı direnmeyi sürdürmelerini temin için, İngiltere'nin kendilerine yardım edeceği intibaını veriyorlardı. İngiltere ikili oynuyordu. 18 Mart 1848'de İngiliz parlamentosunda ilginç bir muhavere geçmişti: Parlamento üyesi M. Anstey, Savunma Bakanı Lort Palmerston'u şöyle suçlamıştı: 'Bu nedenle asil lordu, ülkemizle ticari ilişkilere girmeye ikna edilmiş, İngiltere müttefiki yapılmış Çerkesya'ya ihanet etmiş olmakla suçluyorum. Asil lort, Çerkesya'nın, dolayısıyla bizim ölümcül düşmanımız lehine İngiltere'ye ihanet etmiştir. İngiltere'nin güvenliğine, şerefine, ticaret haklarına bilinçli olarak ihanet etmiştir. Düşmanımız Rusya'nın Hint İmparatorluğumuz üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmek için işgal etmek ihtiyacında olduğu bağımsız bir ülkeyi, Çerkesya'yı, kendilerine bizzat kendi eliyle teslim etmiş olmakla suçluyorum... Sonuç olarak asil lordu, olaylar karşısında bilinçli bir sahtekârlık tutumu içinde bulunmuş olmakla, parlamentoyu ve onun devletini kasten ağır yanılgıya düşürmüş olmakla ve böylelikle de çok büyük ihanet cinayeti işlemiş olmakla suçluyorum.' (Alpaslan, 1977: 182-184).

Rusya gelişip dünya ticaretine etki eder hale gelmezden önce 17. asrın sonlarına dek Kafkasya ile İngiltere arasında önemli bir ticari münasebet vardı. İngiltere'ye ait son ticari seyahat 1781 yılında vuku buldu (Canbek, 1978: 61). Mr. Bell gibi tuz ve barut ağırlıklı şahsi ticaretini 1840'lara kadar sürdüren İngiliz vatandaşlarının mevcudiyetini ayrıca hatırlatmakta yarar vardır.

Kafkasya batı ile uzak doğu arasındaki ticaret yolunun en mühim bir köprüsü idi. Buraya hükmeden bu ticarete de hükmederdi. Hazar'dan geçip Hindistan'a giden ticaret yolunun İngiltere için büyük önemi vardı (Berzec, 1986: 4.

Emperyalist güçlerin yegâne ölçülerinin kendi menfaatleri olduğu, başkaca insani değer tanımadığı savı, İngiltere - Kafkasya ilişkilerinde bir kez daha doğrulanıyordu.

25 Mayıs 1856 yılında İngiltere Lortlar Kamarasında Lort Malmesbori şu gerçeği itiraf ediyordu: "Lortlarım! Adıgeleri büyük felâketler içerisinde kendi başlarına bıraktık. Halbuki biz onlardan yardım istemiştik. Ancak müsaadenizle şunu söyleyebilirim ki, onları, istediğimiz gibi, en büyük fedâkârlık ölçüleri ile kullandık." (Tuna, 1977: 131).

Almanlar, II. Dünya savaşı esnasında Kafkasya'nın önemli bir kesimini işgal etmişlerdi. Çok geçmeden geri püskürtülen Almanlara 'yardım ve yataklık' ettikleri gerekçesiyle Karaçay, Kabardey vd. bazı Kafkas halkları yanında 800.000 Çeçen, son derece zor şartlar altında Sibirya ve Orta Asya'ya sürülmüşlerdir. Hitler'in komuta ettiği Alman ordusu, Grozni ve Bakû petrollerine ulaşmak arzusuyla Mezdog bölgesine kadar gelmişlerdi. Halen 'Alman Gubğe' adıyla anılan kırsal alanda, esir alınarak açlıktan ölen Azerilerin toplu mezarları ile Alman silahları bulunmuştur. Bazı yer adları ve bugüne dek yok olmayan savaş izleri yanında her yıl dönümünde anma merasimlerinin düzenlendiği anıtlar ve 'şehitlikler' sebebiyle Alman işgali hatıralarda yaşamaya devam etmektedir.

Kafkasya - Avrupa münasebetleri konusunda telif edilmiş az sayıdaki müstakil eser yanında, Avrupalı seyyahların hatırat kitapları önemli kaynaklar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Batı tarafına kadar uzanamamış olmakla beraber Kafkasya bölgesinde nüfuz ve hakimiyet kurma mücadelesinde Rusya ve Osmanlı Devleti yanında ortaya çıkan üçüncü güçlü ülke İran'ın Kafkasya ile münasebetleri konusunda kayda değer çalışmaya rastlanamamıştır. Tahran'da bulunan 'Vesika Yayın Dairesi'nce 1994 yılında basılan eserde Kafkasya'dan ziyade Mavera-yı Kafkas ve Orta Asya ile belgeler bulunmaktadır (İsnâd, 1994: passim.).

Osmanlı Devleti, Rusya, ve İran başta olmak üzere Kafkasya'nın uluslararası ilişkileri konusunda eski ve yeni önemli Rusça eserler de bulunmaktadır. Özellikle SSCB döneminde yazılanların Rus yanlısı üslupları göz önünde tutularak mütalaa edilmeleri halinde istifadeden hali değildir

asiv38 - 08:46 - 25/2/2006 - Düzenle - Sil

21:36 - 25/2/2006 - yorum {2} - yorum yaz

Sonraki Sayfa
Tanım
negolen çerkezcede ela gözlü demek. bu site bir cerkez tarafından hazırlanmıştır. herkese kapımız açıktır. FIGEBLAĞGA; HOŞ GELDİNİZ

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
türkiye adige tel ve adres

Son yazılar
- ben ben
- adige xabze toplumunu bütünleştiren ve birarada tutan......
- Başlıksız
- çerkessssssssssssssssss
- 18.yy ortalarına kadar adige-rus münasebetleri..(asıv38'den.
- kafkas dağları yokya yanımda ya da ben orada...
- n a t o
- Başlıksız
- Başlıksız
- Başlıksız

Arkadaşlarım
- kanka
- simsiyah
- banuca
- onur altun